Çeviri Cinsel Kimlikler Özel Alan

Seks işçilerinin müşterilerine suçlu muamelesi yapmanın ardındaki yanlış feminizm

22 Ocak 2020’de Frankie Miren & Laura Watson‘ın “The false feminism of criminalising sex workers’ clients” ismiyle yayımlanmış yazının Türkçe çevirisidir. Çeviren: Mete. Görsel: Saliha Çolak, dijital kolaj.

Seks işçilerine karşı öne sürülen feminist argümanlar etkili oldukları kadar tehlikeliler de.

Seks işçileri her gün bizim haklarımızı korumak için mücadele veriyor. Seks işçiliğinin yasadışılığını bizim için varsayımsal bir “münazara” değildir. Bu bizim gerçekliğimizdir. Her yıl Birleşik Krallık’ın gaddar seks işçiliği yasaları gereğince yüzlerce kadına suçlu muamelesi yapılıyor. Bu olurken tecavüz ve diğer şiddet vakaları salgın seviyesine erişmiş durumda. Yoksulluk korkutucu bir oranda artarken çok sayıda kadının – özellikle annelerin – hayatta kalabilmek için seks işçiliğine itildiğini görüyoruz. Tüm bu olan biten içerisinde yalnızca muhafazakar güçlerle değil bazı solcu feministlerle de mücadele etmemiz gerekmesi moral bozucu.

Seks işçiliğine karşı sözümona feminist argümanları yok saymak seks işçiliğini, kürtajı ve evlilik dışı her türlü seksi kınayan köktendinciliği yok saymaktan daha zor. Bu argümanları öne süren bazı kadınlar, kadınlara karşı şiddet aleyhindeki konuşmalarıyla biliniyor. Fakat seks işçilerinin seslerini – ve genellikle trans kadınların seslerini – dışlamaları, davaya bağlılıklarını şüpheye düşürüyor. Birleşik Krallık’ta, “kendine layık olmayan işte çalışan kadın” tanımlarına uymayan tüm seks işçilerine karşı açık bir şekilde aşağılayıcı gözlerle bakan İşçi Partisi’ndeki Sarah Champion ve Jess Phillips gibi milletvekilleri, argümanlarını feminist argümanlar olarak öne sürüyor. Hal böyleyken seks işçiliğini müşterilere suçlu gibi davranarak bir suç haline getirme gayreti içerisindeler. Böyle bir gelişme, dünyada seks işçileri tarafından yönetilen herhangi bir organizasyonun size söyleyeceği gibi, durumumuzu daha da kötüleştirir ve hayatlarımızı doğrudan tehlikeye atar. Buna karşı çıkmaktan başka çaremiz yok.

Seks işçiliğinin yasallaştırmasının karşısında olan feministlerden en çok duyduğumuz argümanlar aşağıdakilerdir.

  1. Seks işçiliği doğası gereği şiddet doludur.

Bu yasallaştırmanın karşısında olan feministler için merkezi bir argümandır. Şiddet seviyesinin yüksek olduğuna itiraz etmiyoruz. Birleşik Krallık’ta seks işçiliği yapan kadınların cinayete kurban gitme riski diğer mesleklerde çalışan kadınlara kıyasla beş kat fazla.

Fakat seks işçiliğini bu temel üzerinden yasadışı ilan etmek bir ahlaki çifte standart empoze etmektir. Geçen yıl verdiği 167 ölümle birlikte tarım, Birleşik Krallık’ın en tehlikeli sektörüdür. Kimse tarımın yasaklanmasını önermiyor. Haftada iki kadın partnerleri veya eski partnerleri tarafından öldürülüyor ancak evliliğe karşı henüz hiç benzer bir feminist tehlike uyarı işareti görmedik. Bunun yerine, haklı bir şekilde işçilerin alanda korunmasına yönelik daha fazla tedbir alınması ve ilişkilerde kadınların korunması için talepler dillendiriliyor. Neden seks işçilerinin güvenliğini sağlama konusunda izlenecek adımlar farklı olsun?

Feminist muhalifinize sorun: güvenlik için birlikte çalışmamıza müsaade edilmeli mi?

Damgalanmak ve mücrimleştirilmek seks işçilerini korunmasız kılmaktadır. Yasadışılık yaptığımız her şeyi sınırlamaktadır. Birleşik Krallık’ta seks satma aktivitesi yasal olmasına rağmen bunu mümkün kılan her şey – bir daire paylaşmaktan sokakta müşteri aramaya kadar – yasadışıdır. Dolayısıyla, ya gizli bölgelerde yalnız çalışıyoruz ya da sabıka kaydı edinme riskine giriyoruz. Şiddet eğilimli erkekler, damgalamayı besleyen ve mücrimleştirmeyi destekleyen herkes tarafından teşvik edilen bu koşullar altında kadınları avlamaktadır. Bu sebeple, feminist muhalifinize sorun: güvenlik için birlikte çalışmamıza müsaade edilmeli mi? Eğer bunlardan etkilenmediyse veya kayıtsızsa kısa bir konuşma olacak demektir.

Fakat eğer düşünmek için durduğunu görüyorsanız avantajınızın üzerine gidip gerçek hayattan bir örnek verin. Geçenlerde iki kadına karşı yapılan suçlamaları düşüren başarılı uğraşımız, genelev idaresi ve kontrolü ile ilgili yasaların nasıl başlıca kendi güvenlikleri için birlikte çalışan kadınlara karşı kullanıldığını gösterdi. Müşterilere suçlu muamelesi yapmanın bizim güvenliğimizi riske attığını gösteren başka bir kanıt yığını daha var. Fransa’daki seks işçileri birliği STRASS’a göre, orada Nordik Model’in üç yıl önce yürürlüğüne geçmesinden beri en azından on iki seks işçisi öldürüldü. İrlanda’da benzer yasalar getirilmesinin ardından seks işçilerine karşı şiddet suçları %92 arttı ve bunların çoğu trans seks işçilerini hedef almaktaydı. Norveç’teki Amnesty International’ın araştırması, yasal çerçevenin insan hakları suistimalini örtbas etmede kullanılabileceğini açığa çıkardı.

  1. Seks işçiliği doğası gereği küçük düşürücü ve sömürücüdür.

Nordik Model destekçisi feministlerin argümanlarında içgüdüsel bir korku mevcut. Misojiniye kanıt bulmak ve seks işçiliği hakkında olası en dehşet verici şekilde konuşmak için online forumları arayıp durmaktalar. Nordic Model Now’un “GERÇEK: Seks işçiliği doğası gereği şiddet doludur” isimli bir sayfasında şu iğrenç senaryo tarif edilmektedir:

“Müşteri, onun yalnızca ellerini vücudunun her yerinde gezdirmesine, iğrenç ağız kokusunu yüzüne tutmasına, pis terini derisine sürtmesine, penisiyle deliklerine vurmasına katlanmasını istemiyor. Hayır. Aynı zamanda onun bundan zevk aldığını göstermesini istiyor. Çünkü anlaşmanın bir parçası da bu.”

Eğer seks işçisi değilseniz “Bunu yapmak ister miydin?” diye soracaklar. Eğer seks işçisiyseniz “Kızının bunu yapmasını ister miydin?” diye soracaklar. Savunmacı bir pozisyona geçip “Seks işçiliğini seviyorum!” demek cazip gelebilir ama bunu demek sizi hiçbir yere götürmeyecek. Aşağılanmış hissetmek subjektif bir deneyim ve şüphesiz ki bazı seks işçileri bu işi tiksindirici buluyor. Bunun yerine şöyle sorabilirsiniz: “Yemek için yalvarsak veya çocuklarımız yiyebilsin diye öğün atlasak daha az mı aşağılanmış olacağız?”

  1. Çok fazla kadının ticareti yapılıyor.

Kadın ticaretinin varlığını reddetmek hem samimiyetsizdir hem de yardıma en çok ihtiyacı olanlara karşı dışlayıcıdır. Bununla birlikte, dürüst olmak gerekirse seks ticareti istatistikleri sıklıkla abartılmaktadır. Sürekli ifade edilen seks işçilerinin %80’inin ticareti yapıldığı iddiası güvenilir değildir. Bunun yerine, Birleşik Krallık’ta seks sektöründe çalışan göçmenlerle ilgili yapılan en kapsamlı ve güvenilir araştırma, kadın örneklemin %6 civarının “kandırılmış ve seks satmaya zorlanmış hissettiklerini” ortaya koyuyor. Çok daha önemlisi, pek çok kadın “tatmin edici olmayan ve bazen sömürücü olan koşullarda çalışmak zorunda kaldıkları seks içermeyen işlerdense” seks sektöründe çalışmayı tercih ettiklerini söylemiştir.

Tekrardan gerçekler yardım edebilir: Nordic Model’in kadın ticaretini azalttığına yönelik kanıt yoktur. 2014’te İsveç polisinin yayımladığı bir rapora göre, ülkede “seks alıcısı” yasasının yürürlükte olduğu on beş yılın süresince kadın ticaretinde hiçbir düşüş gözlemlenmemiştir. Bunun tersine, 2003’te seks işçiliğini yasallaştıran Yeni Zelanda, kadın ticareti yuvası haline gelmemiştir. Birleşmiş Milletler Devleti’nin 2019 İnsan Ticareti raporuna göre, Yeni Zelanda insan ticaretinde küresel olarak olası en düşük seviyede bulunmaktadır.

Güney ülkelerinde seks işçileri tarafından mücadeleler, kadın ticareti karşıtı önlemlerin sıklıkla ırkçı, göçmen karşıtı poliçeler için sis perdesi olarak kullanıldığını daha da net şekilde ortaya koymaktadır. Bu önlemler esasen daha iyi bir hayat peşinde olan kadınların ulusal sınırları geçmesini engellemek için kullanılmaktadır.

Tayland’ın ulusal seks işçisi organizasyonu Empower’ın yaptığı bir araştırma, kadın ticaretini engelleme amacıyla yapılan operasyonların zararlarını göstermektedir. Tahmini olarak kadın ticareti mağduru olarak sınıflandırılan her kadın için altı – sekiz civarında ticarete dahil olmayan seks işçisi tutuklanmakta, gözaltına alınmakta ve sınırdışı edilmektedir.

Ayrıca, seks işçilerini fakir baskı görmüş mağdurlar olarak gören ırkçı stereotiplerin kullanılmasının bırakılması gerektiğini iddia etmektedirler.

“Tayland’daki seks işçileri genellikle, Tayland’daki ya da anavatanlarındaki, çocukları da dahil olmak üzere, ailelerinin temel geçim kaynaklarını tedarik eden kimselerdir. Ailemize daha iyi bir yaşam vermek, eğitimi, evi, araziyi, tarım ekipmanlarını, tedaviyi ve ortalamada beş farklı insanın temel günlük giderlerini ödeyebilmek için çok sıkı çalışıyoruz.”

Benzer şekilde, Birleşik Krallık’taki seks işçilerinin çoğu annelerdir. Kadınları ve bekar anneleri hedef alan kemer sıkma politikaları sebebiyle sayıları artmaktadır. Bazı şehirlerde, tek başına menfaat yaptırımları bile seks işçiliğinde büyük çapta bir büyümeden sorumludur.

Seks işçiliğinin yasallaştırılması, seks işçilerinin diğer işçilerle aynı işçi haklarını talep edebilmesini ve tutuklanma korkusu olmadan şiddeti ihbar etmesini mümkün kılardı. Düşmanca göç ortamının sonlandırılması ve kadınların kendilerini ve ailelerini geçindirebilecekleri paraya ve kaynaklara erişimi olduğundan emin olunması onları sömürmek için bekleyenlere karşı onları daha az korumasız yapacaktır. Onlara ve müşterilerine suçlu muamelesi yapmak bunların hiçbirini yapmayacak.

  1. Seks işçiliği yasallaşsaydı kadınlar genelevde çalışmaya zorlanırdı.

Suçlu muamelesinin devam etmesi gerektiğini düşünen feministler başka bir favori korku fantazisi de bu. Yeni Zelanda’da buna benzer hiçbir şey olmadı. Ve striptizin zaten yasal olduğu Birleşik Krallık’ta hiçbir iş merkezi kadınları striptizci olarak çalışmaya zorlamadı.

  1. Yasallaştırma erkek şiddetini bitirmeyecek.

Hiçbir yasa tek başına erkek şiddetini bitirmeyecek. Eğer bu kadar kolay olsaydı kadınlar evdeki partnerleriyle ve gece eve yalnız yürürken güvende olurlardı. Yasallaştırma, seks işçilerinin polise gidip yardım isteyebilmesi anlamına gelmektedir.

Ayrıca, eğer seksin nasıl yapıldığını denetlemeye çalışarak para çarçur etmezsek kaynaklarımızın daha büyük bir kısmının şiddet mağdurlarına yardımcı olmasını sağlayabiliriz. Ipswich’te beş kadının katledilmesinin ardından kurulan Safety First Coalition (Önce Güvenlik Koalisyonu)’ın kurucu üyelerinden biri olan Women Against Rape (Tecavüze Karşı Kadınlar) organizasyonu, bu argümanı daha önce şu şekilde ifade etmişti: “Herhangi bir şiddet uygulamakla suçlanmamış, yalnızca seks hizmeti satın almış erkekleri hedef göstermek, polisin zamanını ve kaynaklarını boşa harcamaktır. Dahası, bu durum yüzünden polis, bildirilen tecavüz vakalarında nasıl olup da bu kadar şaşırtıcı derecede düşük oranda suç bulunduğunu sorgulayamamaktadır.”

Alın size argümanlar ve kanıtlar. Fakat biz saf değiliz. Rasyonel, kanıt tabanlı akıl yürütmenin bazı insanları etkilemeyeceğini biliyoruz. Bu eğilimi ancak geniş bir adalet akımıyla birlikte büyüyen, seks işçilerinin önderlik ettiği bir yasallaştırma akımının gücü değiştirebilir. Seks işçiliğini suç kılma yanlısı “feministler” bizi temsil etmemektedir. Devlet yanlısı olma, bize karşı kullanılan polis gücünü artırma ve biz fakirleştirilip şiddete karşı korumasız hale gelirken sessiz kalma tercihleri hiçbir şekilde gerçek feminizm değildir.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir