Arşiv Diğer

Psikiyatri Hastalarının Karşılaştığı Zorluklar

Geçen gün akıl hastaneleri ile ilgili bir yazıya denk geldim ve katılmadığım pek çok nokta vardı. Bu nedenle bugün size hem kendi deneyimlerimden yola çıkarak psikiyatri servislerinden hem de Türkiye’deki psikiyatri hastalarının karşılaştığı zorluklardan bahsetmek istiyorum.

18 yaşında bipolar bozukluk teşhisi aldım ve 25 yaşıma kadar bu teşhisi kabul etmedim. 25 yaşıma dek ilaç içmeden yaşadım ancak sürekli ataklar geçiriyor ve bu atakları “karakterim” diye geçiştiriyordum. Ben böyleyim, diyordum. Hatta bazen “Demek ki ben de bozuk karakterli doğdum.” diyordum. Depresyon ataklarımı tembellik, şımarıklık mani ataklarımı ise halimden memnun geçiriyordum. Nihayet 2013 yılında bipolarım şekil değiştirdi ve hızlı döngülü dedikleri bir şekle büründü. Mani ve depresyonu aynı anda yaşadım. Tamamen delirmiştim. Bu ifadeyi kullanmak zorundayım çünkü tam olarak böyle hissediyordum. Tamamen çökmüştüm. Bir yanda dürtüsellikle savaşırken bir yanda depresyonla savaşıyordum. Bir cephede uykusuzlukla savaşırken bir cephede aşırı enerji ile savaşıyordum. Nihayetinde ailem olaya el koydu ve beni Ankara Üniversitesi kadın psikoz servisine yatırdılar.

Kadın Psikoz Servisi kapalı sistem bir servisti. İçeri girdiğimde çok korkuyordum. Yalnızlık duygusu her yanımı sarmıştı. Hastanede yatılan ilk gece her zaman çok kötüdür. Kendini çıplak, savunmasız ve yalnız hissedersin. İlk gece nasıl oldu bilmiyorum ama çığlıklarla uyanmışım. Ayağa kalkıp koşmaya çalıştığımı ve kapaklandığımı hatırlıyorum. Beni taşıdılar. Geri uyumuşum. Tamamen çökmüştüm. Oda arkadaşlarımı pek hatırlamıyorum. O servise dair anılarım biraz bulanık. Hem çok fazla ilaç aldığım için hem de kötü olduğum için. Hastaneye ilk yatışta ilaçların aniden verilmesi çok eleştirilse de aslında beynin uykuya yatması ve dinlenmesi için gerekli olan bir şeydir. Susmayan bir beyni susturmanın en sağlıklı yolu uykudur. Zaten çok sonra hastalığım için uykunun ilaçlardan bile önemli olduğunu anladım. İlk birkaç gün bu şekilde uyudum.

O zaman vejetaryendim ve çok zorlandım. Yemeklerin çoğunu yiyemedim. Bu kısım gerçekten sinir bozucu. Dışarıdan yemek söylemek de yasaktı. Orada bu nedenle çok kötü beslendim ve bu beslenmenin sorumlusu hastane yönetiminin saçma kurallarıydı. Yemekler gerçekten kötüydü. Hatta bir gün tavuktan herkes zehirlenmişti. (Ben vejetaryen olduğum için kurtulmuştum.)

Bu sistemde güvenlik hat safhadadır. İçeriye ayakkabı bağcıklarınız dahi alınmaz. Bu önemlerin ve dikkatin ne kadar önemli olduğunu yapılan bir dikkatsizlik sonucu öğrendim. Bir gün salon dediğimiz yerde oturuyorduk. Bize cam bardak vs asla verilmez ama hasta bakıcılar kullanıyordu. Bir hasta bakıcı bardakları yıkamış, salondan geçiyordu. O ara elindeki bardakları düşürdü ve parçalandı. İşte o anda 2 intihar eğilimli arkadaş gördükleri gibi fırladılar camlar için. Neyse ki kimseye bir şey olmadı ama olabilirdi.

Bu serviste istediğimiz zaman psikologla ya da bir doktorla konuşabilme imkanımız vardı. Bizi sürekli gözlemliyorlardı ve her akşam belirli bir saat aralığında konuşma hakkımız vardı. Dışarıdan aranıyorduk. Cep telefonları yasaktı.

İkinci defa 2015 yılında 9 Eylül Üniversitesi psikiyatri servisinde yattım. Beni asıl kendime getirenin bu yatış olduğunu söylemem gerek. Vejetaryen olduğum için yardımcı oldular. Açık bir sistemdi. Her gün 1 saatlik iznimiz olabiliyordu. Fiziki koşulları çok daha iyiydi ve hastane çok daha temizdi. Doktorlara ve psikologlara ulaşım çok kolaydı. Kadın erkek karışıktı ve bahçesi de vardı. Ayrıca EKT gibi etkili başka uygulamalar da yapılıyordu. Hastaların iyileşme hızlarının daha ivmeli olduğunu görebiliyordum.

Uzun bir yatış dönemimin ardından buradan taburcu oldum ve geri kalan hayatımın ilk günü o hastaneden çıktığım gündü. 2015 yılında yeniden doğduğumu söyleyebilirim.

Size biraz neden bir psikiyatri servisinde yatılır bundan bahsetmek istiyorum. Çoğu zaman bu yatışın sizi tamamen arındıracağına, hemen tamamen iyileşeceğinize inanılır. Oysa burası sadece başlangıç. Burada belirli alışkanlıklar edinmeniz sağlanır. (Erken yatıp erken kalkma veya akşam belirli saatten sonra kafeinli içecekler içmeme gibi.) Burada diğer hastalıklarınız ve kendi hastalığınız için hızlıca tahliller yapılır. Burada ilaçlarınız verilir ve gözlemlenmeye başlarsınız. İlaçların yan etkileri için hemen müdahale edilebilir, ilaç değişimleri çok hızlı yapılabilir. Burada hasta ve doktor iletişimi çok önemli. Eğer bir ilaçtan rahatsızsanız bunu mutlaka söylemelisiniz. Ayrıca henüz teşhisiniz konulmadıysa bu süreç hastanede hızlanır ve çok daha doğru şekilde teşhisinizi alabilirsiniz.

Hastanede yatmanın sürecinizin en zorlu kısmı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hastanede yatış çok basit bir kan tahlili süreci için bile bir nimet. Sadece sabretmeniz ve koşullara alışmanız gerekiyor. Asıl zorluk ne yazık ki siz çıktıktan sonra sağlık sistemi ile başlayacak.

Eğer benim gibi teşhisli bir bipolarsanız ömrünüz boyunca kontrol altında olmalısınız. Bu da ömrünüz boyunca hastaneye gidecek olmanız demek. Düzgün bir psikiyatristten ve hatta psikologdan da hizmet almanız gerekiyor. Peki bu, bu sağlık sisteminde mümkün mü? Eğer çok fazla paranız varsa mümkün. (Bu bölümde vereceğim fiyatlar 2021 için geçerlidir.)

Devlet hastaneleri: Devlet hastanelerinde hasta ile ilgilenme süresi 5 dakika dahi değil. Kimse ama kimse 5 dakikada size mesela bipolar bozukluk teşhisi koyamaz. Nitekim 18 yaşından önce gittiğim bir devlet hastanesinde yalnızca 2 dakika içinde bana depresyon teşhisi konuldu ve anti-depresan verildi. Bilmeyenler için söyleyeyim, bipolar bozukluğu olanlara anti depresan çoğu zaman verilmez çünkü maniyi tetikler. Burada sizi doktorun anlayabilmesi gibi bir şey söz konusu değil. Devlet hastanelerindeki bu durum aynı zamanda tıp etiğine de uymayacak vaziyette.

Üniversite hastaneler: Eğer 10 yıl öncesi için konuşsaydık üniversite hastanelerini de önerebilirdim. Ben mesela Ege Üniversitesi’ndeki affektif birimine ve 9 Eylül Üniversitesi’ndeki psikiyatri polikliniğine gittim. Maksimum 15 dakikalık bir görüşme oluyor buradakiler de ve sizi takip edenler asistan oldukları için sürekli değişiyorlar. (Durumunuz ağırsa hoca da görebiliyormuş, ama ben hastaneden çıktıktan sonra bir parça düzeldiğinizi varsayıyorum.) Burada ilaçların yan etkisi kilodan yakındığım ne kadar doktor varsa bana “Spor yap.” dedi. Yıllar sonra param olunca ve doğru tedavi almaya başlayınca beslenme bozukluğum olduğunu öğrendim.

Özel hastaneler: Özel hastanelerin ucuz olanlarının devlet hastanelerinden kesinlikle farkı yok. Pahalı olanların fiyatları ise muayenehanesi olan doktorlarla eş vaziyette. (600 TL – 800 TL civarı) Ucuz birkaç özel hastaneye gittim. (Ucuzluk göreceli olduğu için fiyatı söyleyeyim. 2021 itibariyle 180 TL civarı verdim.) Adam benimle konuşurken telefonu ile ilgilendi ve birileriyle mesajlaştı. Bu arada bu durumla devlet hastanesinde de karşılaştım. Evet, telefonuyla birileriyle mesajlaşan psikiyatristlerden bahsediyoruz burada.) Diğer uygun fiyatlı özel hastane doktorlarından da verim alamadım.

Özel muayenehaneler: 600 TL ile 1000 TL arasında değişiyor fiyatlar. Her ay bu parayı vermeye gücünüz varsa hiç düşünmeyin verin derim. Hatta böyle bir maddi imkanınız varsa sizin hastalığınızda uzmanlaşmış birilerini bulun. (Bu fiyatlar Eylül 2021 itibariyledir.)

Psikiyati hastalarının en büyük problemi bugün teşhis edecek, tedaviyi düzgün sürdürecek düzgün bir doktora ulaşımlarının olmaması. Devlet hastanesi doktorlarını da yargılamıyorum çünkü performans sistemi ile çalışıyorlar. Ancak ortalama üstü bir doktora ulaşmak Türkiye’nin %80’i için mümkün değil. AKP, sağlık sistemini bu ikilem üzerinde kurmuş durumda.

Size tek önerebileceğim şey doktor denemekten ve doktor gezip araştırmaktan asla vazgeçmemeniz. İnternetteki yorumları yine de okuyun, kendiniz gidip görün. İçinize sinmediyse değiştirin. Sağlık sistemi bu haldeyken kendi sağlığımızın peşinde kendimiz koşmaktan başka çaremiz yok.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments