Arşiv Çeviri Özel Alan

Erkekler güzelliğe bakar, kadınlar zenginlik ister ve bunlar gibi diğer zırvalar

Sally Davies’in bu yazısının 21 Aralık 2017 tarihli orijinaline şu sayfadan ulaşabilirsiniz. Çeviren: Mete. Görsel: Hilal Güler, dijital kolaj.

İlk randevularında, Mia ve Josh sanki birbirlerini yıllardır tanıyorlarmış gibi konuştular. Josh, Mia’nın ince zekasına bayıldı; Mia, Josh’ın samimiyetini ve gülümsemesini çok sevdi. İlişkileri zamanla gelişti fakat ara sıra belli belirsiz şüpheler etraflarını sarıyordu. John, önceki evliliğinden kalan bir çocuğun birincil bakıcısıydı ve maddi durumu pek iyi değildi. Bu, Mia’nın canını pek sıkmıyordu çünkü Josh’un kişiliği, durumu fazlasıyla telafi ediyordu. Yine de, Josh tam olarak Mia’nın “tipi” değildi – Mia’nın tipi, kendisinden çok daha genç, üstüne atletik ve yakışıklı bir tipti. Bu sırada Josh, büyük hırsları, statüsü ve eğitimi, ideal olarak bir (veya iki) doktorası olan çok zengin kadınların hayalini kuruyordu. Mia’nın yalnızca yüksek lisansı olması biraz rahatsızlık vericiydi. Nihayetinde, norm “evlenmesi gerekenlerin” erkekler olduğunu söylüyordu.

Bu senaryo muhtemelen size tuhaf geliyor ve öyle gelmeli de: Heteroseksüel randevu aleminin 100 yıl sonra neye benzeceğine dair bir anekdot uydurdum. Şimdilik, karşı cinsin genç ve çekici olmasını istemek kadınlardan ziyade erkekler arasında yaygındır. Kadınlar, diğer yandan, parayı ve statüyü gençlik ve güzelliğin önüne koyma eğilimi göstermektedir. Neden?

Birçok evrimsel psikolog, bu trendi doğuştan gelen biyolojik dürtülerin gücüyle açıklamaktadır. Argümanları, kadınların uzun gebelik ve çocuk büyütme döneminde çocuklarını geçindirmek için onları zengin erkeklere yapışmaya iten tarih öncesi çağlardan kalan bir dürtü olduğudur. Erkekler, öte yandan, esasen bir kadının doğurganlığıyla ilgilenmektedir ve güzellik ve gençlik de bunun iyi göstergeleridir. Uzak geçmişte, bu davranış adaptifti ve bu nedenle evrim, davranışı seçti ve sonsuza dek orada kalmak üzere genlerimize kodladı. Tabii ki, modern çiftleşme ritüelleri atalarımızınkilerden çok daha farklı gözükmektedir. “Buna rağmen, atalarımızın kullandığı cinsel stratejilerin aynısı günümüzde de dizginlenemez bir şekilde işlev görmektedir” demektedir The Evolution of Desire (2003)’da David Buss. “Ne de olsa, evrilmiş çiftleşme psikolojimiz kendini her zaman göstermektedir çünkü biz ölümlülerin sahip olduğu tek çiftleşme psikolojisi budur.” (LGBT eş tercihlerine dair çok az tarihsel veya kültürlerarası araştırma bulunmaktadır; bu sorular elbette önemlidir fakat ne yazık ki şu an onları detaylıca incelemek için yeterince veri yoktur).

Ancak, geçen 50 yılda cinsiyet rollerinde bir tektonik kayma meydana gelmiştir. Daha 1980’lerde, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kadın hostesler evlenmeleri halinde kovulmaktaydı ve İsviçre’de kadınların oy hakkı 1990’lara kadar evrensel olarak mecburi kılınmamıştı. İlişki geleneklerindeki bu değişimlerin heteroseksüel erkek ve kadınların eş tercihlerini etkilemesini beklemez miydik? Yoksa hâlâ evrimsel psikologların iddia ettiği şekilde biyolojik kaderimizin merhametine kalmış bir durumda mıyız?

Araştırmalardan gelen sonuçlar net: Erkek ve kadınların eş tercihleri gitgide birbirlerine daha benzer bir hal almaktadır. Bu trend, kadınlar iş hayatında, politikada ve eğitimde gitgide daha fazla kaynağa ve fırsata erişim sağladıkça artan cinsiyet eşitliğine doğrudan bağlıdır. Türkiye gibi cinsiyet eşitsizliğinin yüksek olduğu devletlerdeki kadınlar, Finlandiya gibi düşük olduğu devletlerdeki kadınlara kıyasla eşlerinin para kazanma potansiyelini iki kat önemli görmektedir. Josh ve Mia örneğinde olduğu gibi, şu an Fin erkekler eş seçerken eğitim seviyesine Fin kadınlara kıyasla daha fazla bakmaktadır.

Elbette, cinsiyetçilik her topluma farklı yayılır ve bir devletin genel cinsiyet eşitliği seviyesi her zaman bireylerin cinsiyet eşitliği gösteren davranışlar sergileyecekleri anlamına gelmez. Fakat eğer eş tercihleri biyolojik olarak önceden belirlenmiş bir durumdaysa, bireysel cinsiyetçiliğin bir etkisi olmamalı. Fakat dokuz devlette yürütülen araştırma bunun tam tersini kanıtlamaktadır. Erkeklerin kişisel davranışları ne kadar cinsiyet eşitsizliği sergiliyorsa kadınlarda o kadar gençlik ve çekicilik gibi özellikler arıyorlar; aynı şekilde, kadınların davranışları ne kadar cinsiyet eşitsizliği sergiliyorsa erkeklerde o kadar para ve statü arıyorlar.

Bu kanıt, evrimsel psikologların anlattığı hikâyede ciddi yanlışlıklar olduğunu göstermektedir. Eğer genler eş tercihlerimizi belirliyorsa nasıl oluyor da bu sözümona içimize işlemiş güdüler toplumların ve bireylerin cinsiyet eşitlikçiliği doğrultusunda şekilleniyor?

Dürüst olmak gerekirse, evrimsel psikologlar kültürel faktörlerin ve yerel davranış kalıplarının insanların nasıl eş tercih ettiklerini etkileyebileceğini kabullenmektedir. Fakat cinsiyet eşitliği, bu faktörlerden biri olarak görülmemektedir çünkü nispeten cinsiyet eşitliği sağlamış toplumlarda bile erkek ve kadınların tercihleri arasındaki fark yalnızca azalmış ama tamamen ortadan kalkmamıştır. Bununla birlikte, ortada böyle kapanmayan bir fark olması aslında bizi desteklemektedir: Fark, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı ölçüde kapanmaktadır. Farkı tamamen kapamak cinsiyet eşitliğini tamamen sağlamayı gerektirirdi ve bu da şu an olan bir durum değil.

Ne yazık ki, geleneksel cinsiyet rolleri çok eşitlikçi toplumlarda bile devam etmektedir. Danimarka’daki bir araştırmada, eşleri kendilerinden fazla kazanan erkeklerin diğer erkeklere kıyasla daha büyük olasılıkla ereksiyon bozukluğu tedavisi aldığı ortaya çıkmıştır. Yorumlardan biri, bu erkeklerin erkekliklerini gösterme konusunda baskı altında hissettiklerini çünkü “sağlayıcı” rolünü alamadıklarını söylemektedir. Bir başka görüşe göre, evin direği statüsünü kaybetmek bir şekilde onları iktidarsızlığa sürüklemiştir. ABD’de yapılan başka bir araştırmada, bekar kadınların erkekler tarafından daha fazla arzulanma umuduyla kariyer hedeflerini düşürdüklerini ve kararlılıklarını yumuşattıkları ortaya konmuştur. Yine de, eğer erkeklerin kadınların iyi eğitimli ve varlıklı olmasına verdiği önem artarsa bu taktikler günün sonunda etkili olmayı bırakabilir.

Bir toplumda mükemmel derecede cinsiyet eşitliği sağlanırsa ne olur? Böyle bir toplumda kadınlar ve erkeklerin eş tercihleri yüzde yüz aynı mı olurdu? Benim tahminim, kadınların ve erkeklerin seçimlerinin hiçbir zaman tam olarak birleşmeyeceği yönünde. Kilit farklılık, bir bebeğin doğumu ardından gelen süt emzirmenin gerekliliklerinde yatmaktadır. Bu aktivite, çok enerji ve zaman almakta ve paralı işe entegrasyonu – en azından günümüzün çalışma düzeninde – kolay kolay yapılamamaktadır. Bunun imalarından biri, kadınların bu tahmini gelir kaybını iyi kazanan bir eş bularak telafi etmeye çalışacağıdır. Bu seçimin büyük erkek koruyucuya yönelik ilkel bir dürtüyle çok alakası yoktur. Öte yandan, gelecekteki ihtiyaçlara yönelik yapılan rasyonel hesaplamalarla yakından alakalıdır. Dahası, progresif toplumsal poliçeler, işyeri düzenlemeleri ve babaların çocuk bakımına daha fazla katılması kadınların kariyerini zora sokan baskıları hafifletmeye yarayabilir.

Öğrencilerim bazen bana iki tarafın eşit olduğu ilişkilerin arzulanabilir olup olmadığını sorar. Genelde, bu türden bir eşitliğin aşk hayatımızdaki kıvılcımı söndüreceğinden endişeleniyor gibi dururlar. Bir başka risk, eş tercihlerinin düzeltilmesi durumunda hep birbirinin eşiti olan insanların evlenecek olması ve bunun da mevcut ekonomik eşitsizliği sağlamlaştıracağıdır. Fakat 2017’nin cinsiyet farkı raporuna göre, endişelenmek için çok sebep yoktur. Şu andaki değişim hızına bakarsak Josh ve Mia bir araya gelene kadar epey zamanımız var demektir: cinsiyet eşitliği tam anlamıyla sağlanmadan önce bekleyecek en az bir 100 yılımız var.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments