Bireyci Feminizm Okulu Özel Alan Teorik

Türkiye’de kürtaj hakkı: Teoride var ama ya pratikte?

Bu yazı orijinal olarak University of Essex, Human Rights Center Blogs’ta yayımlanmıştır. Yazı ayrıca September28.org’ta 5 Mart 2015’te “Abortion Rights In Turkey Exist In Theory, But In Practice?” başlığıyla yayımlanmıştır. Aşağıdaki Türkçe çeviri yazının September28.org’ta yayımlanan halinin çevirisidir. Çeviren: Mete. Görsel: Saliha Çolak, dijital kolaj.

Bir distopyada yaşamak. Gerçek mi gerçekdışı mı?

Bazılarınız Hillary Jordan’ın yazdığı “Kadın Uyandığında” isimli kitabı okumuş olabilirsiniz. Henüz okumayanlar için, kitap bir feminist distopyası. Kadınlar için çok karanlık bir gelecek tasvir ediyor: Gelecek bir zamanda Amerika’da, din ve erkeklerin domine ettiği bir ahlak anlayışı temel alınarak kürtaj yasaklanıyor. Kürtaj yaptıran kadınlar özel bir hapishaneye atılıyor. Kırmızı renkli “krom” denilen şeyler o kadınlara enjekte ediliyor ve bu bir ceza olarak onları kırmızı yapıyor. Cezanın ve damgalamanın bir parçası olarak, derilerinin kırmızı rengi onlar hapisten çıkarıldıktan sonra bile bir süre devam edecek şekilde ayarlanıyor. Böylece saldırıya açık hale getiriliyorlar ve çektikleri acı artırılıyor. Kitap, kadınlar için gerçekdışı bir geleceği anlatıyor. Ancak kırmızı krom boya olayını bir kenara bırakırsak kitapta anlatılan bu gerçekdışı hikayenin dünyanın her yanındaki pek çok kadın için tanıdık ve gerçek bir senaryo olduğunu söyleyemez miyiz? Kadınlar sırf kendi bedenleriyle ilgili seçimler yapıyorlar diye damgalanmıyorlar mı? Katı ahlaki ve yasal uygulamalar kadınları tehlikeli ve yasadışı kürtaj uygulamalarına zorlamıyor mu?

Dünyada kürtajın yasak olduğu pek çok ülke var. Ancak bu yazı Türkiye hakkında. Burada kürtaj yasal ama kolay ve eşit bir şekilde ulaşılmaz durumda.

Yasal ama ulaşılmaz…

Türkiye’de kürtaj 1983’te yasal hale getirildi. Gebeliğin 10. haftasına kadar izin veriliyor. Kadının zihinsel veya fiziksel sağlığıyla ilgili bir problem varsa veya hamilelik bir tecavüzün sonucuysa bu izin 20. haftaya kadar uzuyor. Şimdilik iyi görünüyor, değil mi? Ancak yasallaşmasından 32 yıl sonra, İstanbul’da yaşayan bir arkadaşım bana gittiği dört büyük devlet hastanesinin de kendisinin kürtaj isteğini reddettiğini söyledi. Bu retlerin üstüne bir de kendisine kötü davranıldı ve doktorlar tarafından suçlu hissettirildi. Arkadaşımın kişisel deneyimi tek tük görebileceğiniz talihsiz bir vaka değil; bu bir kadın hakları organizasyonu olan Morçatı [1] tarafından da birkaç gün önce onaylandı. Organizasyon İstanbul’daki 37 devlet hastanesiyle iletişime geçip kürtajla ilgili yasayı uygulamaya koyup koymadıklarını sordu. 37 hastanenin yalnızca 3’ü acil olmayan durumlarda işlem yapmayı kabul ettiklerini söyledi. 17’si sadece ortada bir tıbbi aciliyet varsa işlem yapacaklarını söyledi. Kalanlar durum ne olursa olsun kürtaj yapmayı reddettiklerini söyledi. Araştırma ayriyetten devlet hastanelerinde kürtaja ulaşmanın zor olduğu kadar özel hastanelerde kolay olduğunu gösterdi. Bu araştırma üç büyük endişe kaynağı oluşturuyor: Birincisi, yasa devlet hastanelerinin çoğunda ihlal ediliyor. İkincisi, kadınlar kendilerine yasal olarak verilen temel bir hakkı kullanamıyorlar. Üçüncüsü, kadınlar kürtaja eşit bir şekilde ulaşamıyorlar çünkü ekonomik durum kürtaja erişim kolaylığını belirlemede önemli bir role sahip.

Hastaneler yasayı ihlal ediyor. Onlara bunu yapma cesaretini veren şey ne?

2012’de Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından kürtaj üzerine bir yasa taslağı sunuldu. Yasa taslağı, doktorlara eğer kişisel inançları veya vicdanları öyle uygun görüyorsa kürtaj uygulamayı reddetme seçeneği vermeyi amaçlıyordu. Tasarı asla hayata geçmedi; ancak doktorların ve diğer sağlık çalışanlarının tavrını değiştirecek kadar etkili oldu. Şu an kadınların kürtaj hakkı doktorların merhametine kalmış durumda. Dahası, politikacıların kürtaj hakkında tartıştıkları, kürtajı cinayete denk görmeleri, kadınlara en az üç çocuk yapmaları gerektiğini söylemeleri bu yasadışı durumu daha da cesaretlendiriyor ve temellendiriyor. Rastgele sebepler gösterilerek kadınların 30 yıl önce tanınan yasal bir hakkı bu nedenle uygulamaya dökülemez hale geliyor. Kadınlar haklarını uygulamaktan sırf damgalanmamak için çekiniyor. Kürtaj servislerine erişmeye çabaladıklarında görmezden geliniyorlar. Otoriteler, kadınları tehlikeli ve gizli yollardan yapılan kürtaj seçeneklerine iterek kadınların sağlık ve yaşam haklarını ihlal ediyor. Otoritelerin tartışmaları ve uygulamaya soktuğu poliçeler yalnızca sağlık ve yaşam haklarını değil aynı zamanda mahremiyet hakkını da ihlal ediyor. Evlilik öncesi ilişkinin hala ahlaksız ve kabul edilemez görüldüğü çevrelerde hastanelere konulan mesaj sistemi, aileleri kızlarının hamileliği ve kürtaj talebi hakkında bilgilendiriyor. Ek olarak, kürtaj karşıtı tutum tarafından yaratılan yasa ve uygulama arasındaki bu uyuşmazlık, kadınların kürtaj haklarına eşit bir şekilde ulaşamamasıyla sonuçlanıyor. Devlet hastanelerinin çoğu kürtaj yapmayı reddederken operasyonun parası verildiği sürece özel hastaneler kürtaj yapmayı kabul ediyor. Kadınlar, özellikle de genç ve düşük gelirli kadınlar, tehlikeli ve gizli kürtaj yollarına başvurmak dışında bir seçenekleri olmayacak şekilde ortada kalıyorlar. Bu halihazırda bir distopya gibi durmuyor mu? Gerçekten kırmızı “krom”lara da ihtiyacımız var mı?

Sonuç

80’lerin Türkiye’sinde kürtaj yasal değilken güvenli olmayan kürtaj uygulamalarından dolayı her yıl on bin ile on beş bin arasında sayıda kadın ölüyordu. Yaklaşık aynı sayıda kadın uzun vadeli sakatlanmalar yaşıyordu. 30 yıl önce, yasallaştırmanın arkasındaki amaç bu yüksek ölüm oranını engellemekti. Araştırma [2], yasallaştırma sonrasında yapılan kürtaj sayısının üç kat azaldığını, annelerin ölüm oranının altı kat azaldığını ve kadınların ortalama yaşam süresinin 14 yıl arttığını gösteriyor.

Kürtaj hakkı, kadınların en önemli haklarından biridir. Öyle ki, uluslararası anlaşmalarla koruma altına alınmış çokça temel insan hakkıyla doğrudan alakalıdır. Bu haklara, en azından, yaşam hakkı; sağlık hakkı; acımasız, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmama hakkı; ayrımcılığa maruz kalmama ve eşitlik hakkı; mahremiyet hakkı ve kişinin istediği sayıda ve zamanda çocuk yapma hakkı dahildir. Türkiye’nin bu hakları koruma, destekleme ve tüm vatandaşlar tarafından eşitçe kullanılabilir yapma görevi vardır. Ancak güncel yasa ve uygulamalar arasındaki uyuşmazlık göz önüne alındığında, ülke kendi uluslararası sorumluluklarını yerine getirmemektedir. Türkiye’nin hükümeti, güncel kürtaj yasasının tüm hastanelerde -hem devlet hem özel- uygulanıyor olduğundan emin olmalı, yasasız ve rastgele hiçbir kısıtlamaya izin vermemeli ve kadınların kendi haklarına ulaşabilmesini ve eşitçe, ayrımcılığa maruz kalmadan uygulayabilmesini sağlamalıdır.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir