Arşiv Liber Eleştiri Serbest Piyasa Teorik

Feminizm Kadınlara Mutluluk Getirdi mi?

Feminist hareket, her iki cinsiyet için eşit haklara ve fırsatlara sahip olmayı amaçlar. Eşitlik mücadelesi sürerken, feminist hareketin, cinsiyetler ve toplumsal yapılar arasındaki farklılıklar göz önüne alındığında, kadınların genel mutluluk düzeyine etkisinde farklılıklar gözlemlenmektedir. Stevenson & Wolfers gibi bazıları, kadın hareketinin elde ettiği hak ve fırsatların, eşit haklara sahip olmanın getirdiği iş yükü ve karmaşıklığı nedeniyle kadın mutluluğunda hem mutlak hem de erkeklere göre bir düşüşe neden olduğunu iddia ediyor. (2009, 4) Bunun aksine, Qian cinsiyet eşitliğinin sadece kadınlara değil, genel olarak topluma da mutluluk getirdiğini iddia ediyor. (2017, 2) Karşıt görüşler yorumlandığında cinsiyet eşitliğinin genel iyilik hali ile pozitif yönde ilişkili olduğu kesindir. Cinsiyetler arası eşitliğin artması nedeniyle kadın mutluluğunun azaldığı iddiasına rağmen, toplumsal cinsiyet eşitliği, hem bireysel hem de toplumsal anlamda bireylerin mutluluğunu artırmaktadır.

Düşüşün temel nedeni artan cinsiyet eşitliğinden ziyade yeterli eşitliğe sahip olamamaktır. Stevenson & Wolfers, 1972 ile 2006 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde kadın mutluluğundaki düşüşün, kadınların evde olduğu kadar işte de sorumluluklarını yerine getirmeleri yönündeki baskıyı arttırdığını, kadınların hayatlarının daha karmaşık hale geldiğini ve mutluluklarını göz önünde bulundurarak cinsiyet eşitliği hareketinden kaynaklandığını iddia ediyor. Şimdi, önceki nesil kadınlara kıyasla, yaşamın daha fazla yönü ile yerine getirilmesini yansıtıyor. (Stevenson & Wolfers, 28) Amerika’da son 30 yılda kadın mutluluğunda bir düşüş olduğu bir gerçek olsa da, bu düşüşe cinsiyet eşitliğinden çok başka faktörler neden olabilir.

Mert’e göre, kadın mutluluğundaki mutlak düşüş, kısmen sosyal sermayedeki genel düşüşten kaynaklanıyordu. Sosyal sermaye, toplumdaki bireylerin ve grupların birbirine güvenmesini ve işbirliği yapmasını sağlayan paylaşılan değerler ve toleranslar olarak tanımlanır. (2015, 6) Mert, kadınların ilişkilere daha fazla değer verme eğiliminde oldukları için sosyal sermayedeki dalgalanmalardan erkeklerden daha fazla etkilendiklerini varsayan sosyalleşme teorisine işaret etmektedir. Ayrıca aynı yıllar arasında sosyal sermayede düşüş,  mutluluğunda düşüşe neden olan faktörlerden biri olabilir. (Mert, 11) Stevenson & Wolfers tarafından kadınların önerdiği ekstra iş yükü ve karmaşıklığı diğer faktör Mert (2015), Petherick (2016) ve Sironi (2012) tarafından da incelenmiştir. Hepsi, kadınların önceki nesillere kıyasla fazladan iş yükü olduğu konusunda hemfikir olsalar da iş yükünün toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir sonucu olduğu konusunda hemfikir değiller. Mencarini ve Sironi, Avrupa ülkelerinde yaptıkları araştırmada, ev işlerinde eşit olmayan bölünmenin kadınların mutluluğu üzerindeki olumsuz etkisini şu şekilde tespit ediyor:

“Eşlerin genellikle eşit ev işlerini paylaştığı bir ülkede yaşayan bir kadın, toplam ev işlerinin çoğunu kendisi yapmak zorunda kalırsa daha mutsuz hisseder; tersine, (örneğin Yunanistan) kadınların ortalama olarak neredeyse tüm ev işlerinden sorumlu olduğu durumlarda, bunun bir kısmını partnerle paylaşmak, ev işlerinin katılımcının mutluluğu üzerindeki olumsuz etkisini azaltmaktadır.” (2012, 28)

Bu bulgu, on yıllar boyunca kadın mutluluğundaki mutlak düşüşü açıklığa kavuşturmaktadır, ancak eşit olmayan ev işi bölümü ile kadınların erkeklere göre mutluluğundaki düşüş arasındaki bağlantıyı kanıtlamak için, bekar erkek ve kadınların mutluluk düzeylerini incelemek gerekebilir. Graham & Chattopadhyay, göreli düşüşün çekirdeğini oluşturan bir bulguyla ortaya çıkıyor:

“Düşük gelirli ülkelerde evli olmayan erkekler ve evli olmayan kadınlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yok. Ancak cinsiyetlere dair stereotipler orta ve yüksek gelirli ülkelerde evli olmayan erkekler ve kadınlar için hala geçerliyken, bu ülkelerde evlenmemiş kadınların daha yüksek refah seviyelerine sahip.’ (2013, 9)

Bu çalışma, kadınların işgücünün bir parçası olduğu ülkelerde, evli kadınların sahip olduğu çifte iş yükü olmadığında, evli olmayan kadınların aslında evli olmayan erkeklere göre daha mutlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kadınlar elde ettikleri eşit hak ve fırsatlardan değil, evde eşitlik olmamasından dolayı mutsuzdurlar. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliği hareketinin başarıları, çifte iş yükü olmadığında kadınların mutluluğu ile pozitif yönde ilişkiliydi.

Cinsiyet eşitliği, tüm bireyler için mutlulukla pozitif olarak ilişkilidir. Ataerkil toplum ve geleneksel cinsiyet rolleri, kadınlar için hayatı çok zorlaştırıyor. Clisby, kadınlar üzerindeki toplumsal baskıları ortaya koymak için şunları söylüyor:

“Kadınların tekrar tekrar söylediği şey, kadın olma ve kadın olma deneyimlerinin zihinsel sağlıklarına zarar verebileceği, olmuş ve olmaya devam ettiği ve genellikle düşük özgüven ve özgüven eksikliği ile kendini gösterdiğiydi.” ( 2017, 3)

Toplumsal normlar, kadınların ekonomik olarak bağımsız olmalarını ve kendilerine güvenmelerini engellemektedir. Birçok kadın, ataerkilliğin verdiği zararlar nedeniyle erken yaşlarda depresyon ve anoreksiya nervoza gibi ruhsal bozukluklar yaşar. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ruh sağlığında önemli bir azalmaya neden olur. Ayrıca hayatın ilerleyen dönemlerinde kadınlar ekonomik olarak bağımsız olma konusundaki cesaretsizliği aşmayı başarsalar bile, erkek yöneticilerin inşa ettikleri görünmez yapay engeller nedeniyle üst düzey pozisyonlara yükselememektedirler. Dolayısıyla fırsat yapıları ve eylem kaynakları açısından dezavantajlı durumda olan kadınların erkeklere göre daha mutsuz ve daha az memnun oldukları söylenebilir. (Motel-Klingebiel, Tesch-Romer & Tomasik, 3) Erkekler toplumda ayrıcalıklı cinsiyet olmasına rağmen cinsiyet eşitsizliğinin erkekler üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Örneğin; erkeklere güçlü olmaları için baskı yapılır ve hegemonik erkekliklerini korumak için duygularını özgürce ifade etmelerine izin verilmez. Ayrıca, geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri, erkekleri geçimini sağlayan kişi olmaya zorlar ve çocuklara bakmakta eşit sorumluluk istediklerinde bile, işyeri uygulamaları onları bunu yapmaktan caydırır. Dolayısıyla cinsiyet eşitsizliği her iki cinsiyet üzerinde de olumsuz bir etkiye sahiptir. Klasik faydacılığın kurucularından biri olan John Stuart Mill’in cinsiyet eşitliğinin sadece kadınların lehine olmadığını, tüm insan ırkının en büyük mutluluğuna vesile olduğunu öne sürmesi dikkat çekicidir. (Mill, 1869) Ayrıca cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet üzerindeki toplumsal baskıyı ortadan kaldırdığı ve onlara yaşamlarında ne yapacaklarını seçme özgürlüğü verdiği için zihinsel ve öznel iyi oluşu artırır. Bunun bir sonucu olarak, genel faydayı maksimize eder.

Cinsiyet eşitliği, daha yüksek düzeyde refah ve refah sağlayan diğer birçok faktörle ilişkilidir, bunun sonucunda cinsiyet eşitliği daha yüksek olan ülkeler ataerkil ülkelere göre daha mutludur. Gelir eşitliği, siyasi özgürlük, daha fazla eğitim ve sağlığın genel refah ve refah üzerinde muhtemelen olumlu bir etkisi olduğu söylenebilir. Qian’ın bulguları, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, kadınların işgücüne katılması sonucunda gelir eşitliğini ve kişi başına düşen geliri artırdığını göstermektedir. Ayrıca, kadınların daha yüksek siyasi statüde olması, bir toplumda daha yüksek bir demokrasi ve medeniyet düzeyi sağlar. (2017, 14) Ayrıca Yorulmaz, cinsiyet eşitliğinin üreme sağlığını artırdığı sonucuna varıyor. (Yorulmaz, 4) Daha fazla cinsiyet eşitliğinin teorik olarak genel refahın bileşenlerinin çoğunu karşıladığı görülüyor, ancak argümanları göstermek için ataerkil ülkeler ile cinsiyet eşitliğinin daha yüksek olduğu ülkeler arasındaki farklılıklara bakmak gerekli olabilir. Motel-Klingebiel, Tesch-Romer & Tomasik, öznel iyi oluş açısından kadın ve erkek arasındaki farklılıkların Norveç’te daha küçük, İspanya ve İsrail’de ise daha büyük olduğunu belirtmektedir. (2008, 12) Norveç, on yıllardır sadece en mutlu ülkelerden biri değil, dünyadaki en yüksek cinsiyet eşitliği seviyesinden birine sahip. (OECD, 2014) İspanya ve İsrail ekonomik ve sosyal olarak gelişmiş ülkeler olmalarına rağmen toplumlarındaki mevcut ataerkil normlar genel refahı olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle, dünya verileri ve ülkeler arası karşılaştırma, cinsiyet eşitliğinin daha yüksek bir genel varlık ve refah düzeyi sağladığını kanıtlıyor.

Cinsiyet eşitliği, ülkenin ve bireyin mutluluk düzeyiyle oldukça ilgilidir. Kadın mutluluğunun azalması, hane içindeki eşit olmayan iş bölümü veya sosyal sermayenin azalması gibi birçok nedene bağlı olabilir ancak cinsiyet eşitliği, bir ülkenin genel mutluluk düzeyi ve bireylerin öznel iyi oluşları göz önüne alındığında mutluluğu artırmaktadır. Araştırmalar, bireylerin hem öznel hem de zihinsel iyi oluşları arasında anlamlı bir pozitif ilişki olduğunu göstermektedir. Cinsiyet eşitliği, artan üretkenlik ve işgücüne katılım nedeniyle bir ülkede genel refahı artırır. Sonuç olarak, mutluluğu artırmak için toplumsal cinsiyet eşitliği hareketinin teşvik edilmesi gerektiği açıkça görülmektedir. 

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments