Arşiv Çeviri Teorik

Feminizm – Bölüm 3: Dominantlık yaklaşımı

Not: Bu yazı, felsefi feminizm üzerine üç bölümlük bir yazı dizisinin son bölümüdür. İlk iki bölümün, Aynılık Yaklaşımı ve Farklılık Yaklaşımı’nın yazarı Annaleigh Curtis iken bu bölümün yazarı Chelsea Haramia’dır. Çeviren: Mete Han Gencer. Görsel: Hilal Güler.

İşte size kadınlarla ilgili yaygın bir stereotip: “Kadınlar daha irrasyonel ve daha duygusaldır.”

Akla hemen gelen iki soru şu: Neyden daha irrasyonel? Ve neyden daha duygusal?

Cevap basit: erkeklerden. Alakalı başka bir cevap da kadınların “olmaları gerekenden” daha irrasyonel ve duygusal olduklarıdır.

Bu cevapları bir araya getirdiğimizde orijinal ifadedeki bazı varsayımların – erkeklerin üstün olduğu ve erkeklerin kadınların değerlendirileceği standartı belirlediği varsayımının – farkına varıyoruz. Stereotipler, erkekler ve kadınlar arasında bir hiyerarşi olduğunu doğrudan belirtmedikleri zamanlarda bile, maskülenliğin üstünlüğü ve feminenliğin aşağılığı ile ilgili bu varsayımları güçlendirebilirler.

Feminizme yönelik dominantlık yaklaşımını savunanlar, adaletsizliğin adil olmayan toplumsal baskınlık ve bağlılık ilişkilerine dayandığını ileri sürmektedir. Adil olmayan güç ilişkileri, tartışmalarımızın, ilişkilerimizin ve kurumlarımızın yaratılmasında ve sürdürülmesinde hep temel bir rol almıştır. Bu güç ilişkileri, dominant grubun – erkeklerin – toplumu ve bizim onu eleştirmek için kullandığımız tartışmaları kendilerine bağlı kılınan gruplar ve bireyler üzerindeki güçlerini sürdürecek şekilde yapılandırmasına izin vermiştir. Özetle, dominantlık yaklaşımının hedefinde cinsiyet adaletsizliğinin kaynağı olarak belirlenen eşitsiz güç ilişkileri vardır.

Eşitsiz tüm güç ilişkileri adaletsiz değildir. Örneğin, ebeveynler genellikle çocuklarıyla eşitsiz ama adil olan bir güç ilişkisi içerisinde bulunmaktadır.

Ancak, cinsiyetçi baskının örnekleri eşitsiz güç ilişkilerini de içermektedir ve bu yalnızca güç suistimaliyle değil aynı zamanda dominant standarttan sapanların değersizleştirilmesiyle – ve sıkça insanlıktan çıkarılmasıyla – ilgilidir.

Bu serinin ikinci bölümünde gördüğümüz gibi, feminizme yönelik farklılık yaklaşımı mevcut koşulları göz önünde bulundurarak adaleti o koşullar içerisinde sağlamaya çalışmaktadır. Yani, yukarıdaki stereotipe gelebilecek cevaplardan biri duyguların ve duygusal düşüncenin aslında oldukça değerli olduğu ve kadınların varsayılan duygusal olgunluğunun bir kazanç olduğu olabilir.

Dominantlık teorisyeninin buna cevabı, kadınların erkeklere değerli olduklarını ispat etmeye çalışmaması gerektiğidir. Böyle bir eylem, üstü kapalı şekilde neyin değerli olduğunu en başta erkeklerin belirlediği varsayılan bir sistemi desteklemektedir ve dolayısıyla baskın olanın böyle belirlemeler yapma gücünü pekiştirmektedir.

Bunun yerine, dominantlık yaklaşımı yapıların ve koşulların kendisini eleştirmekte ve onların güçlü olanlar, yani dominant erkekler, tarafından yaratılıp sürdürüldüğünü öne sürmektedir. Cinsiyet adaletinin sağlanması için üstünlüğe ve aşağılığa dair hem üstü kapalı hem açık varsayımlar reddedilmelidir. Stereotipik olarak feminen görülen özelliklerin değerli olduğuna dikkat çekmek, yalnızca kadın olmanın bile aşağılığı çağrıştırdığı gerçeğini açığa çıkarmakta başarısız olmaktadır.

Yani, dominantlık teorisyenine göre, soru stereotipik feminen karakteristiklerin ne kadar değerli olduğu değildir; güç ve baskınlığın biyolojik ve toplumsal cinsiyet farklılıklarına ilişkin varsayımlarımızın içine nasıl zaten eklenmiş bir halde bulunduğudur. Marilyn Frye’ın gözlemine göre, eğer bu varsayımlar günlük tartışmalarımızın temelini oluşturmaktaysa “güçlü olan genel olarak neyin söylendiğini ve söylenebileceğini belirler.”

Bu tür bir dominantlık muhtemelen sadece tartışmalarımızda değil aynı zamanda hayatlarımızı şekillendiren sistem ve kurumlarda da bulunuyor. Eğer toplumsal olarak inşa edilen biyolojik ve toplumsal cinsiyet farkları kadınların aşağılık görünmesine sebebiyet veriyorsa “cinsiyeti farklılık olan gören perspektiften cinsiyeti dominantlık olarak gören perspektife geçiş yapmamız gerekebilir.”

Örneğin, Catherine MacKinnon hukuk sistemini dominant olanın bakış açısından kurulduğu için eleştirmektedir. Verdiği örneklerden biri, kadın tecavüz mağdurlarının neyin tecavüz sayılacağı konusunda söz hakkı olmadığı çünkü “neyin tecavüz sayılacağını erkeklerin tanımladığı” gerçeğidir. Hukuk sisteminin evlilik içi tecavüz konusunda geçmişteki duruşu bu fikri desteklemektedir. 1993’e kadar 50 eyaletin hiçbirinde yasalar evlilik içi tecavüz diye bir şeyden bahsetmiyordu. Daha öncesinde bir erkek, eşine tecavüz edebilirdi ve hukuk sistemi bunu ne tecavüz olarak ne de herhangi başka bir suç olarak görürdü. 

Buna alternatif olarak, zararsız ve kapsamlıymış gibi duran otomobil güvenliği ve tasarımını düşünün. Kaza testlerinde kullanılan mankenler tipik olarak ortalama erkek bedeninde yapılmaktadır ve bu beden, ortalama Amerikalı bireyi yanlış bir şekilde temsil etmektedir. Sonuç, otomobil kazalarında orantısız sayıda fazla kadının sırf kadın oldukları için yaralanması veya ölmesidir. 

Kaza testi mankeni, Audre Lorde’un “uydurma norm” dediği şeyin maddi tezahürüdür. Fakat Lorde, dominantlıkla ilgili endişeleri basit cinsiyet hiyerarşilerinin ötesine genişletmekte ve güç ilişkilerine dair düşüncelerle yaş, ırk, sınıf, cinsellik ve tanımlayıcı diğer karakteristikler arasında bağlantı kurmaktadır. Lorde, şöyle demektedir: “Amerika’da bu [uydurulmuş] norm, genellikle beyaz, ince, erkek, genç, heteroseksüel ve Hıristiyan olarak tanımlanmaktadır.” Lorde’un amacı farklılıkları tespit edip bırakmak değil; tespit ettikten sonra bu farklılıkların nasıl aşağılık göstergesi olarak sunulduğunu bulmak ve bu varsayılan aşağılığın nasıl bağlılık göstermeye zorlanmış insanları değersizleştirmek ve insanlıktan çıkarmak için kullandığını fark etmektir.

Bu güç, itaat göstermeye zorlananların insanlıktan çıkarılmasıyla sonuçlanınca kimin yaşayıp kimin öleceğini dikte edecek kadar güçlü hale gelir. Toplumu yapılandıran ve tasarlayan kurumlarca kimlerin yaşamının öncelikli olduğuna ve kimlerin yaşamının gözardı edilebileceğine karar veren de bu gücün ta kendisidir. Bu, neden pek çok kadının bir otomobil kazasında manasızca bir ölme riski olduğunu açıklamaktadır. Dominantlığın neden genellikle itaate zorlanan grupların üyelerine fiziksel saldırı içerdiğini de açıklamaktadır – bu, beyaz olmayan trans kadınların maruz kaldığı yüksek şiddet oranına bakılarak da görülebilir; itaate zorlanan birçok grubun üyesi olduklarından maruz kaldıkları şiddet de katlanarak artmıştır.

Eğer kadınların ve itaate/bağlılığa zorlanmış diğer grupların üzerinde kurulan dominantlık onları önemli ölçüde güçsüz kılıyorsa onların umutsuz bir şekilde baskı altında olduklarından endişelenilebilir. Diğerlerine maruz kaldıkları baskının kontrol edemeyecekleri zorlu ve sistemik güçlerden kaynaklandığını öğretmenin kendisi bile onları güçsüz kılabilir. Baskı altında olanları güçlü kılmak, baskıyla mücadale etmenin önemli bir parçasıdır. Fakat bu, baskı altında olanların kendilerinin insanlıklarına saygı duyulmasını sağlamak için gereken zamanı ve enerjiyi harcayıp harcamamalarına ve ayrıcalıklı ve güçlü bireylerin baskı karşısındaki mücadelede nasıl bir rol oynamaları gerektiğine ilişkin sorular doğurmaktadır.

Sözün özü, aynılık yaklaşımı cinsiyet eşitliğine öncelik vermektedir, farklılık yaklaşımı feminen özellikleri yüceltmeyi amaçlamaktadır ve dominantlık yaklaşımı da kadınların ve diğerlerin itaatini sürdüren yapıları ve sistemleri hedeflemektedir.

Referanslar

Barrouquere, Brett. “Under Attack” in Intelligence Report, published by the Southern Poverty Law Center, Spring Issue, Feb. 20, 2019.

Butler, Judith. The Psychic Life of Power: Theories in Subjection. Stanford: Stanford University Press, 1997.

Criado-Perez, Caroline. Invisible Women: Data Bias in a World Designed for Men. New York: Abrams Press, 2019.

Criado-Perez, Caroline. “The deadly truth about a world built for men – from stab vests to car crashes.” The Guardian. February 23, 2019.

de Beauvior, Simone. The Second Sex (Introduction) in Hackett, Elizabeth, and Sally Haslanger. Theorizing Feminisms: A Reader. New York: Oxford University Press, 2006.

Frye, Marilyn. The Politics of Reality: Essays in Feminist Theory. California: The Crossing Press, 1983.

Lorde, Audre. “Age, Race, Class, and Sex: Women Redefining Difference” in Hackett, Elizabeth, and Sally Haslanger. Theorizing Feminisms: A Reader. New York: Oxford University Press, 2006.

MacKinnon, Catharine. “Desire and Power” and “Sex and Violence: A Perspective” in Hackett, Elizabeth, and Sally Haslanger. Theorizing Feminisms: A Reader. New York: Oxford University Press, 2006.

MacKinnon, Catharine. “Difference and Domination: On Sex Discrimination” in Hackett, Elizabeth, and Sally Haslanger. Theorizing Feminisms: A Reader. New York: Oxford University Press, 2006.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir