Arşiv Bireyci Feminizm Okulu Çeviri Teorik

Liberal feminizm 8 – Kaynaklar ve Ayrıcalıklı Muamele

Bu seri, Stanford Encyclopedia of Philosophy’de yer alan Liberal Feminizm girdisinin okunabilirliği arttırmak amacıyla bölümlere ayrılarak çevirilmiş halidir. Çeviren: Mete Han Gencer. Görsel: Hilal Güler, dijital kolaj.

2.4. Kaynaklar

Klasik liberal veya liberteryen feministler, kendilerini Mary Wollstonecraft, Harriet Taylor Mill ve John Stuart Mill (Taylor 1992, 25–39) gibi ilk jenerasyon feminist politik felsefecilerin; kölelik karşıtı feministler Elizabeth Cady Stanton ve Sarah Grimke (McElroy 2002, 6–7) gibi ilk jenerasyon feminist politik reformcuların ve Voltairine de Cleyre (McElroy 2002, 8; Presley 2000; Presley ve Sartwell 2005) gibi 19. yüzyıl anarşist feminizm geleneğinden insanların varisleri olarak görmektedirler. Hakkaniyet feministleri, bu ilk düşünür ve aktivistlerin kadınların özgürleşmesini ne ölçüde kadınların zorlayıcı müdahaleye maruz kalmama hakkına eşitçe duyulması gereken saygıya bağladıklarını vurgulamaktadırlar (Stolba ve Furchtgott-Roth 2001, 1–2). Kültürel liberteryen feministler ise bu düşünür ve aktivistlerin, devletin zorlayıcı gücüne ve ataerkil kültüre ne ölçüde meydan okuduğuna odaklanmaktadırlar (Presley 2000; Johnson ve Long 2005 – bkz. Diğer Online Kaynaklar).

Klasik-liberal veya liberteryen feministlere göre, “19. yüzyılda haklı bir şekilde kadınların konumunu etkileyen yasal reformlarla sonuçlanan argümanlar, 20. yüzyılın sonlarındaki kadın hareketlerinin reform taleplerinin karşısında durmaktadır” (Epstein 2002, 30). Yani, klasik-liberal veya liberteryen feministlere göre, ilk feministlerin yaptığı eşit haklar ve kadınlar için bağımsızlık savunusu, çağdaş kadın hareketlerinin kadınların yaşamlarını iyileştirmek için devletten yardım bekleme eğilimiyle uyumsuzdur.

2.5. Ayrımcılık Karşıtı Yasalar ve Ayrıcalıklı Muamele

Klasik-liberal veya liberteryen feminizme göre, adil yasalar önünde kadınlara ve erkeklere eşit davranılmalıdır. Bu, devletin cinsiyet ayrımcılığı yapmaması gerektiğini, örneğin devlet işveren rolündeyken işe alım sürecinde sırf cinsiyet temelinde bir seçim yapmaması gerektiğini, ima etmektedir (Block 1991, 102; Epstein 2002, 34; Warnick 2003, 1608). Fakat klasik-liberal veya liberteryen feministler, devlet olmayan aktörler tarafından kadınlara karşı uygulanan ayrımcılığa getirilen kısıtlamalara karşıdırlar. Örneğin, eğitimde, işe alım sürecinde, konaklama yerlerinde ve ortaklıklarda uygulayıcı devlet değilse kadınlara karşı ayrımcılık uygulanmasına karşı değildirler (McElroy 1991a, 22–23; Epstein 1992). Onlara göre, devlet, vatandaşların etkileşimlerine ancak vatandaşların zorlayıcı müdahale görmeme hakkını korumak için gerektiği kadar karışmalıdır. İşletmeler, müşterilerinden ya da çalışanlarından çalıyorlarsa; ortaklıklar veya dernekler, üyelerini gasp ediyorsa; üniversiteler öğrencileri kaçırıyorsa ortada zorlayıcı müdahale görmeme hakkı ihlal edilen vatandaşlar var demektir. Ancak eğer işletmelerin kadınları işe almayı reddettiği, onlara daha az ödedikleri veya sırf cinsiyetlerinden dolayı onlar için düşmanca olan bir ortam yarattıkları durumlarda zorlayıcı müdahale görmeme hakkı ihlal edilen bir vatandaş yoktur. Aynı şekilde, kız çocuklarını veya kadınları eğitmeyi reddeden, onlara daha kötü eğitim sunan veya onlar için sırf cinsiyetleri yüzünden düşmanca bir eğitim ortamı yaratan özel eğitim kurumları da kimsenin zorlayıcı müdahale görmeme hakkını ihlal etmemektedir. İşletmeler ve profesyonel ortaklıklar/dernekler de kadınları üye olarak almayı reddettiklerinde veya sırf cinsiyetleri yüzünden onları hoş karşılamadıklarında bu hakkı ihlal etmemektedir.

Burada tarif edildiği şekliyle klasik-liberal veya liberteryen feminizm, özel alandaki işe alım sürecinde, eğitimde, halka açık konaklamada ve ortaklıklarda/derneklerde yapılması mümkün ayrımcılığa getirilen yasal sınırlamalara net bir şekilde karşıdır. Ama literatürde çeşitli görüşler bulmak mümkündür. Bazıları özel alandaki ayrımcılığa karşı tüm yasal korumaları kesin bir şekilde reddetmektedir (Taylor 1992, 62). Diğerleri, ABD kanununun 1964 Vatandaşlık Hakları Yasası, Başlık VII’since, 1963 Eşit Maaş Yasası’sınca ve 1972 Eğitim Düzenlemeleri, Başlık IX’unca sağlanan yasal korumaları kabul etmektedirler. Fakat onlar da daha geniş çapta uygulanan, çare bulmaya yönelik olmayan olumlayıcı eylemleri (pozitif ayrımcılıkları) ve eşit ücret doktrinini reddetmektedirler (Stolba ve Furchtgott-Roth 2001, 179; ayrıca bkz. 107–108).

Klasik-liberal veya liberteryen feminizme göre, özel işletmeler, eğitim kurumları ve dernekler kadınlara ayrıcalıklı muamele uygulayıp uygulamayacaklarına karar vermede özgürdür. Fakat devlet kadınlara ayrıcalıklı muamele göstermemelidir çünkü devlet cinsiyeti fark etmeksizin tüm vatandaşlara aynı şekilde davranmalıdır. Benzer şekilde, devlet özel işletmelerin, eğitim kurumlarının ve derneklerin de kadınlara ayrıcalıklı muamele göstermesini sağlayamamalıdır. Bunun sebebi, hakkaniyet feminizmine göre, kadınlara ayrıcalıklı davranmamanın kimsenin zorunlu müdahale görmeme hakkını çiğnemeyecek olmasıdır. Klasik-liberal veya liberteryen feministlerin karşı çıktığı ayrıcalıklı muamele örneklerine işe alımdaki ve eğitimdeki olumlayıcı eylemler (pozitif ayrımcılıklar) (Lehrman 1997, 25), eşit ücret doktrini (Paul 1989) ve yasa önündeki vesayet ve aile içi şiddet vakalarında kadınlara verilen avantajlar dahildir (Simon 2002).

Hakkaniyet feministleri, devletin kadınlara çare olarak özel ayrımcılık uygulamasına karşıyken bu türden bir ayrımcılığın ABD gibi ülkelerde halihazırda ciddi bir problem oluşturmadığını savunmaktadır (bkz. Bölüm 1.2.1). İlaveten, “ayrımcılığın olduğu yerlerde bile devlet müdahalesinin herhangi bir yararlı yanı olduğunu gösteren çok kanıt olmadığını” (Stolba and Furchtgott-Roth 1999, xii) öne sürmekte ve serbest piyasaların şu an devam etmekte olan ne ayrımcılık çeşidi varsa onu daha da nadirleştireceğini tahmin etmektedirler (McElroy 2002a, 187).

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir